2025 yılına baktığımızda; deri ve deri mamulleri, tekstil, hammadde ve nihai tüketici ürünleri açısından sektörün oldukça çok katmanlı bir sınavdan geçtiğini söylemek mümkün. Bu değerlendirmeyi özellikle son kullanıcı talebi ve fiyatlama davranışları üzerinden okumak, resmin tamamını görmek açısından önemli.
Son kullanıcı tarafında 2025’in en belirgin göstergelerinden biri, dijital satış kanallarındaki ortalama %30’luk büyüme eğilimi oldu. Markaların kendi web siteleri, pazar yerleri, Google tabanlı alışveriş çözümleri ve yapay zekâ destekli öneri sistemleri bu artışta belirleyici rol oynadı. Ülkelerin resmi perakende ve e-ticaret istatistikleri incelendiğinde, bu oranın bölgesel farklılıklar gösterse de ortalama bir küresel eğilim sunduğu görülüyor.
Ürün gruplarına bakıldığında; son kullanıcıların deri ve sentetik malzemelerde çanta, kemer ve cüzdan gibi fonksiyonel ürünlere yöneldiği, tekstil tarafında ise pantolon ve tişörtlerin satış hacminde zirvede yer aldığı dikkat çekiyor. Burada önemli bir nokta, satışların büyük bölümünün ortalama fiyat bandındaki ürünlerden gelmesi. 2025’te yüksek fiyatlı ürünlerin payı sınırlı kalırken, ulaşılabilir fiyat segmenti satışları domine etti.

Deri ürünlerde ise tablo daha dengeli. Son kullanıcıların hakiki deri ürünlerde kabul edilebilir bir fiyat aralığını koruduğu görülüyor. Ancak burada kritik bir sorun öne çıkıyor: hakiki deri ile vinleks/sentetik ürün ayrımının yeterince anlaşılmaması. Tüketici ürünü satın alıyor; fakat çoğu zaman neyi aldığını tam olarak bilmiyor. Bu da markalar için daha fazla ürün içeriği açıklaması, malzeme şeffaflığı ve bilgilendirici iletişim ihtiyacını beraberinde getiriyor.
Sürdürülebilirlik başlığı ise artık bir pazarlama söylemi olmaktan çıkmış durumda. Son kullanıcılar “sürdürülebilir” etiketine bakıyor; fakat gerçekten sürdürülebilir olup olmadığını sorguluyor. Bu noktada etiket üzerinde izlenebilirlik, üretim yöntemi ve hammadde bilgisi kritik hale geliyor. Dijital ürün pasaportu, QR kodlu içerikler ve şeffaf tedarik zinciri anlatıları, 2025’te güven yaratan unsurlar arasında öne çıktı.

Üretim cephesinde ise 2025, ekonomik dalgalanmalar nedeniyle zor bir yıl oldu. Ülkelerin ihracat verileri incelendiğinde, rakamların genel olarak geçmiş yılların bir miktar altında seyrettiği görülüyor. Devam eden savaşlar ve jeopolitik belirsizlikler, ihracat pazarlarını daraltırken; bu durum doğrudan son kullanıcı alım gücünün öncelik sıralamasını etkiledi. Lüks segment, bu dalgalanmalardan en hızlı etkilenen alanlardan biri oldu.
Bu noktada önemli bir ihtiyaç ortaya çıkıyor: üretici ile son kullanıcı arasında güçlü bir köprü kurmak. Ürünün nasıl üretildiğini, hangi koşullarda ortaya çıktığını ve neden o fiyata sahip olduğunu anlatmak; yalnızca sürdürülebilirlik değil, verimli satış ve uzun vadeli marka sadakati açısından da kritik. Bu yaklaşımın yalnızca lüks değil, tüm segmentler için geçerli olduğu açık.

2026’ya girerken, 2025’te yaşanan ekonomik istikrarsızlığın kısa vadede tamamen ortadan kalkması zor görünüyor. Ancak net olan şu: sektörün geleceği, daha fazla üretmekte değil; kaynakları verimli kullanarak, çevreye duyarlı ve izlenebilir ürünler üretmekte yatıyor. Bu artık yalnızca sektörün değil, her birimizin son kullanıcı olarak sorumluluğu.
2026’nın, 2025’te edinilen tecrübelerin stratejik dengeye dönüştüğü; verimliliğin, şeffaflığın ve sürdürülebilirliğin güç kazandığı bir yıl olmasını diliyorum. Savaşların sona erdiği, insanların alım gücünün ve refahının yeniden tesis edildiği bir dünya temennisiyle…

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.






